ismet çakar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ismet çakar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2010 Cuma

Son zamanlarda okulda son sınavlar hikayesine pek bişey yazamadım. Linkler, vidyolar bişeler paylaşmaya çalıştım arada o kadar. Türkiye'de ve bende değişik gelişmeler oldu. Ülkemizde olanları genel olarak gezetelerden, televizyonlardan yada haber sitelerinden takip ediyosunuzdu zaten. Bende ki gelişmelere gelecek olursak..: Geçen hafta çarşamba günü özgeçmişimi gönderdi, (sevgilim) hemde benden habersiz. Cepten aramışlar görüşmeye çağırmak için fakat ben duymamışım yürürken, ulaşamayınca evi aramışlar. Babamla konuşmuşlar, baba da şaka yapıyolar sanmış. Sonraki gün (perşembe) görüşmeye gittik.  Babam götürdü, sevgilimide beraber götürmüştük. Babam şanslı geliyo iş görüşmesine gidenlere. Tavsiye ederim. İşi kaptıktan sonra maaştan bi güzellik yaparsınız artık. Konumuza gelelim... Firmanın İnsan Kaynakları bölümünden birisiyle bide çalışacağım bölümden sorumlu olan kişiyle görüşme yaptık. Yaklaşık yarım saat kırk dakka sürdü. Güzel geçen görüşmenin ardından, kısa zaman içinde iyi yada kötü şekilde döneceklerini söylediler. Bununda ertesi günü (cuma) mesai saatlerinin sonuna doğru beklenen telefon geldi. İş teklifi yaptılar telefonda, bende kabul ettim. Almışlardı işe beni. Sevinçliydim. İlk iş görüşmem iyi geçmişti, işe almışlardı beni. Anladım ve düşündüm ki benim gibi birini arıyorlarmış demekki bu pozisyon için. Evraklarımı hazırlamamı istediler. Hayırlı olsun dediler. Babamın iş görüşmesine götürdüğü bi kişi daha işe girmişti(:

Hayırlı olsun. Uğurlu olsun inşalla.
Annem olaydı da göreydi beni işe girmişken ne güzel. 
Sevinirdi. Sevinmiştir bence.
 
bu arada:
fotoğraf hazırladığım evraklardan

28 Mayıs 2010 Cuma

sol tarafta karşılıklı dans edenler babanem ve dedem.
dedemin arkasında ağzı açık olanda babam(:

21 Mayıs 2010 Cuma

23Nisan'da olduğu gibi 19Mayıs'ı da fırsat bilip bişeyler yaptık...
Babam, ben ve sevgilim Polonezköy'deydik...
Gezdik, dolaştık, mangal olayına girdik...
Ayrıntılar yakında...

20 Mayıs 2010 Perşembe

Babam bıçkın delikanlıyken...
Eski zaman photoshop u...

Kınalıada



18 Mayıs, yani dün babam, adil, ben Kınalıada'ya gittik. Adil'in eniştesinin bakkalı var orda. Annesi, ablası ve yeğeni ordaydı zaten. Ada sezonunuda böylece açmış olduk. Hava sıcak değildi soğukta değildi. Adayı turladık, bişeyler yedik, dükkandaki ürünlerin dizilmesine yardımcı olduk, bisikletle gezdik. Güzel geçti akşamda 19:10 vapuruyla geri döndük. Giderken vapurda baya arap turist vardı bu arada. Bu arada vapurda gezici çay satıcılarından birisinin arap turistin birisine gözümüzün önünde çayı 2katına yerleştirdiğine şahit olduk.
Kınalıada'ya kısaca Kınalı denir. Toprağının rengi kına rengi olduğundan böyle söylenirmiş. Prens adaları arasında büyüklük anlamında 4. olanıdır. Adalardan İstanbul'a en yakın olanıdır. Ada vapurlarının Kabataştan kalkıp Kadıköy'e uğradıktan sonra ilk durak yeridir. 50 dakika içinde şehir hayatından kurtulabilirsiniz. Tepesinde duran ve kirpi görünümü veren vericileri ile kolayca ayırt edilir. Heralde bu antenler sayesinde telefon ve televizyon ların en iyi çektiği adadır. Diğer adalar gibi hafta sonları insan işgaline uğrasa da hafta içi sakin bir hayat isteyenler için idealdir. Motorlu araçların yasak olduğu, fayton bulunmayan tek adadır. Dolayısıyla hava ve gürültü kirliliği yoktur. Sosyal hayattan uzak, temiz hava arayanlar için ideal yerdir. Büyükada'dan daha az popüler olan Kınalı, daha nezih, sakin ve sevimli bi adadır. Mangal yapmanın yasak olduğu ve iskele çıkışında elinizdeki mangalın adadan ayrılıncaya kadar polis tarafından el konulduğu adadır. Ama adadaki marketlerden pratik yada klasik mangal temin edilebilir. Mangal için Heybeliada yada Büyükada tercih edilmelidir. Ermenilerin, rumların ve türklerin bi arada yaşadığı bi adadır. Adanın dini yapıları; Kirkor Lusarovic Ermeni Kilisesi, Panagia ve Khristos Manastırı ile değişik bir mimarisi olan Kınalı Camiidir. 
Diğer Prens adaları gibi eskiden sürgün yeri olarak kullanılmıştır. Malazgirt'te yenik düşen Romen Diyojen gözleri kör edildikten sonra buraya sürülmüş. Yürüyüş yolu olarak parkur hemen hemen 5 kilometredir. Tempolu bi yürüyüşle ada turu bir saatte tamamlanabilir. Dik yokuşları vardır. Neredeyse tüm sahil plaj şeklindedir. İskelenin hemen yanından insanlarin denize girdikleri adadır. Kalacak yer olmaması şaşırtıcı ve ayıptır. Ayrıca hiç bir banka yada bankamatik yoktur bu adada. 
Kısaca:
Gezilip, görülesi ve hatta yaşanılası yerdir.

17 Mayıs 2010 Pazartesi

8 Eylül 1973
annem ve babam
sizi seviyorum...
dualarım seninle...

7 Mayıs 2010 Cuma

babam ve babanem

5 Mayıs 2010 Çarşamba

4 Mayıs 2010 Salı

babamla annem...
annem 20 yaşında değil, babamda 25 civarı... 

29 Nisan 2010 Perşembe

Barcelona 1-0 Internazionale maç yazısı

Barcelona 3-1 in rövanşında kendi evinde Madrid aşkına sahaya çıktı.  Taraftarlarda yönetim ve topçuların çağrısına uyup erkenden gelip hınca hınç doldurmuşlardı tribünleri.
Maç başlarken Deniz "Pedro'yu sevdiğini" söyledi. "Geleceğin topçusu" dedi. Maça Barcelona başladı.
 
Maçı İlker Yasin sundu, Hikmet Karaman yorumladı. Karaman'ın yorumları hem sesinin kısık olması hemde mikrofona uzaktan konuştuğu için hiç anlaşılmadı. İlker Yasin zaten bildiğiniz İlker işte. Ona yorum yapmak istemiyorum sanırım gördünüz, duydunuz...
Maçı İsmet Çakar, ben, Deniz, sevgilim, Osman, Ali beraber izledik. İlk yarı sonunda sevgilim sıkıcı futbola dayanamayarak eve gitti.
Ali "3 fark olur, hele ilk 10 dakkada 1i atarsa felaket maç olur" dedi... (tabiki Barça) Maçta Barça'nın top hakimiyeti %75 ti. İstatiskler hep Barça'dan yana.
Maç boyunca izlemesi pek keyif vermeyen futbol vardı. Barça maç boyunca pas yaptı, çoğundada başarılıydılar. Taraftarın sesi pek duyulmadı bi golden sonra havaya girip takımlarına destek olup, baskı yaptılar. İnter kesinlikle gol atmaya gelmemişti. Amaçları gol yememekti yada olabildiğince geç yemekti. Futbol oynanan alanı daralttılar. Profesyonelce zaman geçirmenin bokunu çıkardılar. Baya yatan oldu. Ceza sahasına hep ortadan yaklaştılar. Kalabalık ortayı açmak için hızlı pas yapıp kenarlara doğru oynamaya çalıştılar. Barcelona son vuruşlarda başarısızdı. Çünkü hep yakınlarında onları rahatsız eden en az 1-2 İnterli vardı. 27. dakikada Motta 2. sarıdan kırmızı gördü. Şimdi olaylar çok değişti dedik. Ama İnter'de hiç bir değişiklik olmadı 10 kişi olmaları hiç bir dezavantaj yaratmadı. Ev sahibi karşı defansı hiç açamadı. İlk yarıda Messi ceza sahası çizgisine paralel gidip direğin dibine güzel vurduğu topu kaleci Julio Cesar iyi çıkardı. Sonradan giren Bojan'ın kafayla vurup direğin dibinden giden topu kaçan önemli pozisyondu. Bitime 6 dakika kala Piquet ceza sahasında zor pozisyonda 2-3 kişiyi yatırıp, dönüp vurdu. Güzel gol oldu. Golden sonra bişey yapamayan Barcelona'nın Barnebeu'da final oynama hayalleri suya düştü.
Maçın hakemi, şampiyonlar liginde şimdiye kadar izlediğim en kötü hakemdi. Kararlarının çoğunu çözemedim. Autu korner verdi, taçları ters gösterdi, verilenler hep İnter'in avantajınaydı. Bence kırmızı kart hatalıydı. ilk yarıda ceza sahasında İbo'nun formasının yırtıldığı pozisyonu İspanyol televizyonu yakalayamadı. İç güdülerim o pozisyonun penaltı olduğunu söylüyor. Onun dışında ceza sahasında verse bişey diyemiceğimiz penaltı pozisyonları oldu, hakem devam dedi. Hakemin en dikkatimi çeken hareketi, daha ilk yarıda zaman geçirmek için yavaş hareket eden kaleci Cesar'ı önce uyarıp sona sarı kart göstermesiydi. Genelde kaleciler geciktirmeyi maç boyunca yaparlar ve 80 den sonra sarı kart görürler bizim ülkemizde. 
 
Maç sonunda üzülen taraf ev sahibiydi. Sevinen İnter oyuncularını sulama fıskiyeleriyle ıslattılar. Hoş bi hareket değildi. Mourinho'nun adeta golcü gibi koşarak seyircisine gitmeside hoş bi görüntüydü.
İnter'in ilk maçtan uygulamaya koyduğu ve başardığı, işi son maça bırakmama taktiği tutmuş oldu. Barcelona uzay takımı diyodum. Ama gördük ki onlarında geliştirmesi gereken yanları vardı. Ömer Üründül'ün deyişiyle, maçı ancak bölüm bölüm forse edebildiler. Bu szeon uzun aradan sonra soyunma odasına üzgün gittiler. Baya üzgün(: 
Barcelona Barnebeu'da kupa finalinde olamayacak. Finalin adı: Bayern Münih - İnter.
Camp Nou '09

27 Nisan 2010 Salı

"çilek" ve "çelik" diyarı

23Nisan tatilini fırsat bilip Ereğli'ye gitceğimizi söylemiştim ya, budur onun yazısı:
Çeliğini gördük ama çileğini yiyemedik, sezonu değilmiş. Yiğit abi saolsun manavdan çilek alarak isteğimizi bastırdı en azından.
Babamla ve arabayla gittik. İstanbul'dan gitmesi çok kolay: 2. köprüden geçip TEM'e giriyorsunuz... Ardından Düzce çıkışına kadar devam ediyoruz... Düzce şehir merkezine girmeden, yeni yapılan yoldan direk Akçakoca, Ereğli ve Zonguldak tabelalarını takip ederek, Akçakoca ve Alaplı üzerinden 2 sigara molalı yaklaşık üç buçuk saatte varıyorsunuz. Şansımıza hava süperdi. İyiki şortla gitmişim... Yolda bi süre sonra İstanbul radyoları çekmemeye başladı bizde yerel radyoları tercih ettik tabikiyle. Radyolardan aklımda kalan Alaplı radyosu oldu. Adını hatırlamıyorum ama frekansı aklımda: 92.4. Dinlediğimiz süre boyunca 4-5 tane apaçi dj onur mixi çalarak, Alaplı gençlerinin müzik tarzını anlamamızı sağladı. Bi ara TRT Fm dinliyoduk bu linkteki güzel şarkı çaldı bence dinleyin.
Tekirdağ merkez ile benzer bir yerleşimi var Ereğli'nin. Zonguldak'ın gördüğüm ilçeleri arasında il olmayi en çok hakedeni(Çorlu misali) ama, burası yada Çorlu il olsaydı Zonguldak yada Tekirdağ diye bir şehrin olmasına gerek kalmazdı sanırım. Kısaca Kdz. Ereğli olarak da bilinir. Belediye başkanı cana yakınlığı ve magazine olan ilgileriyle ilçeyi hep gündemde tutmuştur. Geçen yaz hamsi festivalinde kameralar önünde Posbıyık başkan halka kendi elleriyle hamsi dağıtmıştı mesela. Aynı sene içerisinde 3 festival yapılır. Haziran ayında "Çilek Festivali" temmuz ayında uluslararası "Sevgi, barış, dostluk festivali" ve aralıkta "Hamsi festivali"... Söylentiye göre Belediye Başkanı Posbıyık, Michael Jackson'dan ölmeden önce Ereğli'nin bir festivaline katılmak için söz almıştır. Tüh be... Ereğli, şimdiye kadar gördüğüm yerler içinde kişi başına en çok otomobil düşen ilçemizdir bu arada.
Sahil kenarında olmasının avantajını kullanmaktadır. Şehir girişinde irili ufaklı tersaneler var. Eskiden balıkçı tekneleri yapılırken şimdilerde elektrik aksamı dahil olmak üzere büyük boyutlarda yük gemileri yapılıyormuş... Şehirde kıyı şeridinde parklar, çay bahçeleri, yürüme yolları var. Tam piyasa mekanı. Günü birlik geziler için idealdir Ereğli.
Yemek konusunda balık,pide gibi iki farklı ve güzel seçiminiz vardır. Biz ilk gün şehir içindeki limanda, (gümrüğün yanında) Engin Balıkçılık'ta kalamar, mezgit, barbun, levrek gibi su ürünlerinden oluşan ziyafet yaptık. Rakıyı söylememe gerek var mı ki? Sonraki günde pide yedik. Pide zayıftı bence geçende yediğimiz yer daha güzeldi. Pideyi zayıf geçiyorum o yüzden(:
Futbol dışında sporlara verdikleri destek şaşırtıcıdır. Halkta yapılan yatırımları boşa çıkartmamaktadır. Yiğit abide basketbol takımı maçlarına kombine bilet alarak destek olmuştur. Halk baya alakalı yapılan maçlarla. Ereğli'ye önceden gittiğimizde Yiğit abi bizi basket maçına götürmüştü bu sefer gidişimizde şansımıza Efes Pilsen ordaydı fakat programımıza uymadı (sağlık olsun).
Erdemir gibi Türkiye'nin büyük ve öncü kuruluşların dan birinin bulunduğu ve hayat verdiği ilçedir. Erdemir Türkiye'nin en büyük demir çelik fabrikasıdır. Önceleri nüfusun %75 i bu fabrikada çalışırmış. Yiğit abilerin evin nüfusunun %33'ü orda çalışıyor. Yakında oran düşüceğe benziyo(: 
Girişinde "Çileğin en lezzetlisi, çeliğin en sertinin kenti ereğli'ye hoşgeldiniz" yazıyor...
Not: Babamında avantajını kullanarak bu sefer gayet iyi ağırlandık. Seviyorum Ereğli'ye Yeşim apla hamileyken gitmeyi, çünkü Yiğit abi yapıyor çoğu istediklerimizi... Yeşim aplaya yük olmuyoruz...
Teşekkürler Yiğit abi(:

21 Nisan 2010 Çarşamba

Nice senelere babacım...

Dün akşam seçkin bi kalabalıkla babamın doğum gününü kutladık... 
Soldan Sağa (hepsi oturuyo yada çökmüş pozisyonda):
ben, sevgilim, ahmet amja(başkan), sevim teyze, adil, babam, ali, dilek, osman...
 Doğum günün kutlu olsun,
Mutlu ol senelerce,
Sana boncuktan kuş yaptım,
Konacak pencerene.
Aslında yaş ilerledikçe başkalarının sizi kutlayarak hatırlatması biraz üzücü olan gün. Abartılı, çığlık çığlığa partiler olmadan, sadece aranıp sorulduğu, hatırlandığı sürece mutlu olunan gün... Bir başlangıç günüdür. 365 günün icinde en fazla ilgi görülen gündür. Diğer günlerden pek bir farkı yoktur. Sadece yıllar önce o gün doğmuşsunuzdur ve hayat devam etmektedir. Ama hatırlanmak güzel şey... Son zamanlarda insanların sms attığı, facebooktan görüp duvarına yazdığı bir halini almaktadır... Facebooktan hatırlama, kutlama sayılmamaktadır...
Ayrıca:
Nasıl banka gecikmiş faturaları alıyosa,
Bizde gecikmiş hediyeleri kabul ediyoruz...
Doğum günü pastası kulakta olur mu? Kulakta bi dilim pasta...
Pasta doğum günü kutlamalarının olmazsa olmazlarındandır... Ritüelidir... Burda bi uyarı yapmam gerekir ki mumu direkt pastaya saplamayın çünkü zamanla eriyen mum pastaya doğru akar ve o dilimi ev sahibinin yemesi gerekir (nezaketen).

31 Mart 2010 Çarşamba

sedef...

sedefe karşı werdigimiz savaşın ilk günleri(: